Mesafeler Hiçbir Şeye Engel Değildir

Ali; çocukluğum, gençliğim, ilk sevdiğim kişiydi. Ali ile anne tarafından akraba idim. Tesadüf bir düğünde tanıştık ve arkadaş olduk. Annelerimiz de çocukluk arkadaşıymış. Ali 18 yaşında bende 16 yaşındaydım. Hep onu görmek için düğün olmasını isterdim. Bir düğün varsa gözüm Ali’yi arardı ve çoğu zaman gelirdi de. Çok farklı duygulara kapılırdım Ali’yi görünce. Kuzenlerim vardı ve Ali’ye olan ilgimi bilirlerdi. Her defasında Ali’nin de bana baktığını, bir şeyler hissediyor olabileceğini söylerlerdi. Daha da heyecanlanırdım.

Ali ile bir gün haberleşip Bakırköy’de buluştuk. Bakırköy Kiralık Araç ofisinden araba kiraladık ve gezmeye başladık. Hatta Ali’nin kuzeni ile de benim kuzenim görüşüyordu. Onları da arayıp bulundukları yerden aldık ve neredeyse tüm İstanbul’u gezdik, yemek yedik. Biz Karadeniz’liyiz ve horonu çok severiz. Canlı müzik olan bir kafeye gittik ve düğünlerde yan yana gelemediğimiz Ali ile birlikte horon oynadık. Bizim vesilemizle de kuzenlerimiz daha çok kaynaştı. Hemen hemen her günümüz birlikte geçiyordu. Okul çıkışlarında buluşur, biraz vakit geçirir sonra evlerimize dönerdik. Ali ile çok hayalimiz vardı. Aynı üniversiteyi kazanacağız, birlikte okuyacağız, İstanbul’a birlikte gelip birlikte gideceğiz gibi…

Bir gün Ali okul çıkışıma geldiğinde morali bozuk, yüzü asık… Ne oldu diye soruyorum konuşmak istemiyor uzun uzun bakıyordu. Korkmuştum, tedirgin olmuştum. Ali’nin kardeşi Bursa avukat bürosunda işe başlayacakmış ve ailesi kardeşi ile Bursa’ya gitmesi gerektiğini söylemiş. Ali’nin babası kangal demiri üreten Kangal Demir Ankara firmasında çalışıyordu. Ali İstanbul’da annesi, ablası ve erkek kardeşi ile kalıyordu. Kardeşi de bilmediği bir şehirde yalnız kalmasın diye ailesi Ali’nin de gitmesini istiyormuş. Ali’de ailesinin bu isteğini kırmamak için gitme kararını aldığını söylemeye gelmiş. Duyunca şok oldum ve çok üzüldüm. Nasıl geçerdi zaman? Ali ne zaman gelirdi İstanbul’a? Öğrendiğim anda gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Ben ondan ayrı bir saati kayıp gibi görürken o gidecekti. Neyse ki bir haftası vardı. Ali ile o bir haftayı dolu dolu geçirdik.

Gitme vakti yaklaşmıştı. Annelerimiz de arkadaş olduğu için Ali ve kardeşi gitmeden bir gün önce annemle ziyaretlerine gittim. O arada çay kahve içiyorduk. Ben çay almaya gittim ve üzüntüden çayı tezgahın üzerine döktüm. Hemen silecektim ki Ali’nin annesi geldi ve “panik yapmana gerek yok Çimstone tezgah üzerinde lekeyi barındırmaz, şimdi nemli bir bezle sileriz geçer.” dedi. Neyse ki leke kalmayacağı için sevinmiştim. Gün boyu oturduk, konuştuk. Annemle Ali’nin annesi çocukluk ve gençlik yıllarını anlattılar. Tabi ben hüznümü belli etmiyordum. Çünkü ailelerimiz bizim görüştüğümüzü bilmiyorlardı. Bilseler nasıl bir tepki verirlerdi bilemiyoruz. Daha eğitimimiz var, mesleğimizi elimize almamız gerekiyor, Ali’nin askere gitmesi gerek. Bu sebeple ailelerin tepkisini de tahmin edemiyorduk. Zaten önümüzde daha uzun yıllarımız var. Hayat karşımıza ne çıkarır bilemiyoruz. Neyse ki eve döndük ve ben odama kapandım. Ali gidecek diye çok ağladım ve uyumuşum. Sabah erkenden uyanıp kendi ellerimle Ali ve kardeşi için börek, kek falan yapıp götürdüm. Onlarla birlikte otogara gittim ve Ali otobüse binmeden ona sımsıkı sarılıp ağladım. Tek tesellim Ali şimdilik bir kaç günlüğüne gidiyordu Bursa’ya. Bursa’da oturacakları evleri ayarlayacaklar ve eşyaları almak için tekrar İstanbul’a geleceklerdi. Ali ile sürekli telefonda görüşüyorduk. Benden eşyaların taşınması için evden eve nakliyat firması araştırmamı istedi. Hemen yakınımızda bulunan Kaynarca Evden Eve Nakliyat firması ile görüştüm ve eşyaları Bursa’ya götürüp götüremeyeceğini sordum, götürdüklerini de öğrenince Ali’ye bilgi verdim. Ali en kısa zamanda geleceğini söyledi.

Bir sabah okulun kapısının biraz uzağında Ali’ye benzeyen birini gördüm, bana bakıyordu. Ama ben Ali’yi Bursa’da olduğunu bildiğim için tepki vermemiştim. Sadece onu çok özlediğim için çocuk da Ali’ye benzediğini düşündüğüm için gözlerimden yaş akıyordu ki Ali’ye benzettiğim kişi meğer Ali’nin kendisiymiş. Ali yanıma geldi ve beni unuttun mu diye sarıldı ki o anda daha çok ağlıyordum. Gelmesi beni çok sevindirmişti. Öyle mutlu olmuştum ki bu duygunun tarifi bile olamazdı. Neyse ki okula geçtim, dersimin bitiminde Ali ile buluştuk, sahilde oturduk derken eşyaları toplamaya geldiğini üç güne kadar gideceğini söyledi. Neyse ki eşyalarını annesi ve ablası ile toplamış ve nakliyat aracını evin önüne çağırmıştı. Tesadüf sokaktan geçerken nakliyat aracının yük asansörü kurduğunu ve eşyaları indirdiğini görünce çok üzüldüm ve uzaktan Ali’yi izledim. Onun da üzgün olduğu her halinden belliydi ama mecburdu. Ali aradı ve yola çıkıyorum dedi. Bende gittim yanına ve ona hep boynumda takılı olan kolyemi ve birlikte çekindiğimiz resmi kanvas tablo haline getirip odasına asması için verdim. Beni özlediğinde bakması için. Sımsıkı sarıldı ve Ali gitti. Sürekli telefonda görüşüyoruz ve bazı hafta sonları yanıma geliyor. Çok mutluyuz ve çok güzel giden bir birlikteliğimiz var. Şimdi eğitimimizin bitmesini bekliyoruz. Mesafeler sevmeye gerçekten engel değilmiş. Sevgi engel tanımıyor.