Kocaman Uçsuz Bucaksız Gelincik Tarlaları

Eğer o otların ince saplarını kırmadan sakallarını koparabilseydik bütün dileklerimiz gerçek olacaktı. Başaklara benzerdi ama yabani otlardı onlar. Gelinciklerin yanında biterlerdi Tek tek iki yanından fışkıran o yabani tüy görünümlü  şeyler derdik. Sapları hep kopardı

Sonra Yağmurun yağması ve gök kuşağının altında koşmaya başladık. Gök kuşağını geçebilirsek belki o zaman kabul oldurdu bütün dileklerimiz. Gök kuşağının altından geçilmiyordu. Biz koştukça o da koşuyordu.

Sonra Biri “Eğer altından Geçerseniz kızlar erkek olur, erkekler de kız” olur dedi Ben o Gün vazgeçtim koşmaktan büyük kabarık etekler giymeyi bekliyorum sabırla o güne bu kadar az kalmışken neden erkek olaydım ki?

Dört yapraklı yoncayı aradık bir zamanda bulamadık haliyle uğur böceklerini ve örümcekleri öldürmezsek karıncaların yuvanı bozmasak kısacası iyi çocuklar olursak duyulur dileklerimiz diye umut ettik.

Her yaz başı sokakları dolduran onlarca yavru kediyi kardeş edindik. Evden süt ve peynir aşırdık. Evdekilerden habersiz kedilere ıstırap çektirdik yıkadık tertemiz ettik hepsini. Oyunun en güzel yerinde marketten  bir şeyler  almayan yollayan annelerimize itiraz etmezdik. Ve sevdiğimiz yaşlı teyzelerin poşetlerini taşımaya koşardık.

Topumuz balkonlara kaçtığı zaman balkon sahibi topumuzu versin diye şans diler vermediğinde boynumuzu büküp otururduk

İtiraz etmedik hayata yapılan haksızlığa Hayat ne yaparsa yapsın hayata saygı duymayı öğrendik. ne yaparsa yapsın sessiz kalmayı sessiz kalırsak hak yerini bulur diye inandık.

Filmlerdeki çocukların her dileği duyulurdu. ama nedense yıl başlarında Noel baba bizim oralara hiç uğramıyordu. Ne kar yağdığında ne de karsız yıl başlarında. Ne yapmalıydık? Bakırköy Kiralık Araç Beydağı Motors firmasından araç kiralayıp doyasıya dileklerimize ulaşmayı mı  yoksa İngilizce mi öğrenseydik acaba?

Gel zaman git zaman sonradan öğrenilmiş İngilizcenin de  bir işe yaramadığını anladık. Galiba yanlış yerde yanlış zamanda dünyaya geldik. Çünkü burada mucizeler pek hayat bulmuyordu. Ne diliyorsak anacak kendimiz kendi ellerimiz ile arayıp bulmalıydık!

Geçenlerde bir gece uçsuz bucaksız gelincik tarlaları geldi  sohbetin tam ortasına.Gülerek anlatıyordum oysa o gelincik tarlalarını. Ama neden gözlerim yanıyordu anlatırken bilemedim önce. Sonra kısacık bir sessizlik ve dileklerim aklıma geldi. Tüylü otlar karıncalar yoncalar kış geceleri sobalı bir evin buğulu camında beklenen beyaz tonton dedeler. Yok bunlardan söz etmedim o sohbette. Şöyle hatırlanan bir ateş gibi geldi geçtiler. Belime  dek gelen mavi denizin ortasında ellerimi sıkı sıkı tutan bir mucize varmış  o gece anladım.

Şimdi gelincik tarlalarının olduğu yerde bir benzin istasyonu ve çok katlı lojmanlar ve evlerinde mutfakta  yalnız mutsuz bir kadın görünüyor. Çok şeritli Yollardan arabalar geçiyor o i kurumuş mavi denizden

O nesil bizim gibi mucizelere inanıyor.ve tonton sakallı dedelerle ile anlaşmak için İngilizce şart olduğunu düşünüyorlar mı acaba?