İnsanlar Ne İçin Çalışıyor?

Hayatı, insanları, olayları ve tüm olay ve olguları  bunlar içinde insanın kendi  kendini  gözlemlemeyi ve bu gözlemlerden sonuçlar ve dersler çıkarmayı seven  insanlar  yaşam bize herkesten, her şeyden, her olaydan öğrenmemiz için bize imkanlar sunan önem verilerek sunulan sonsuz bir okyanustur. Herkes bu sonsuz okyanustan kendi kabı kadar alıyor elbet ki… Bazılarımız kaşıkla alırken, bazılarımız kovayla hatta kepçe  alırken, bazılarımız da damlalıkla alıyor. Ama herkes alıyor alacağını hayattan, Hayat herkese istese de istemese de iyi ve kötü yönden dokunuyor. Sonuçta kimse partikül temizleme makinası gibi pisliklerinizi temizlemez. Bu bakış açısıyla yaptığım her  seyahat benim için eşsiz bir fırsattır sunmuştur. Türkçede bir deyim vardı ya “En çok bilen, gezen derviştir” derler ya işte bu konuda bu misal…Hayatın içinde bir modern zaman insanı  olma çabası  neticesinde her seyahati bir öğrenme fırsatı olarak gördüm…Bu hafta kıtalar arası yaptığım seyahatte indiğim hava alanında kiraladığım araçla otele  gitmek  servis beklerken o sırada çalışanlara baktım. Bazıları gümrükte insanlara vize vermeye çalışıyordu, yaşı ilerlemiş olan bazıları sırada bekleyenlere yer gösteriyordu. bavulları alırken  yön gösterenler, havaalanı çıkışında servisleri organize edenleri taksicileri tüm bu hava alanında yemek alanında bulunan insanlar vakti kısıtlı olan insanların kahve kaçamağı ve daha bir sürü insanlar…O an kendimi  sanki bir karınca kolonisinde hissettim… Benim gibi diğer yolcular da “dünya okulundan gelip geçen ruhlar” gibi bu hava alanından kısa bir süre içinde geldikleri yerden gidecekleri yöne doğru ilerliyorlardı. Hava alanı benim için  sanki hayatın içinden küçük bir kesitti…Bazen  düşünüyorum; İnsanlar ne için Kim için çalışıyor?”Bazısı ailesine bakmak para kazanmak zorunda olduğu için iş hayatının içindeki her şeye göz yumarak ☹İş hayatı o kadar karışık bir ortam ki herkes birbiri arkasından kapalı kapılar arasında işler çeviriyor.İşveren kendi işinde olsa dahi kendine bir taraf seçiyor.İşte böyle bir dünyada adalet bekleniyor…Bazen de insanların çalışma amaçların dan biri de  tutku ve hırslarını tatmin etmek mi acaba?Buda insana şu soruyu sorduruyor iş hayatı amaç mı araç mı? Yada iş hayatı bir doktor, mühendis, avukat gibi  Prestijli bir meslekte insanların   takdirini ve beğeni sini kazanma ihtiyacı mı? İnsanın Kendini gerçekleştirebilmesi nasıl bir şey acaba iş hayatı ile birlikte kendinizi hiç bu soruyu sorup cevap alabildiniz mi? İş hayatında Korku bilmeden çalışmak nasıl bir şey acaba? İnsanların çalışma hayatını seçmelerindeki faktörlerden biri de Herkes çalıştığı için bunu bir gereklilik hali olarak gördüğü için mi? Bence yukarıda saydıklarımın hepsi birer faktör…Aslında hepsi bence… Ama bu konuda gizemli sır var oda  daha derin bir anlamı olması….Bence Yukarıda sorduğum soruların cevaplarını alabilmek için insanlığın ilk zamanlarına dönmemiz yerinde bir karar olacaktır. Zira, avcı-toplayıcı olarak kendi çekirdek ailesini geçindirmek için avlanan ve  Maslow’un Piramidi’nde temel fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayan insanlar bir süre sonra güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak gereği bir arada yaşamaya başlarlar ve  ihtiyaçlar doğrultusunda belli  Topluluklar oluştururlar… Zamanla toplulukların büyümesi, köyleri, kasabaları, şehirleri ortaya çıkarırken, bu süreç büyük devletlere kadar uzanan  ülkelere ve sonra da imparatorluklara doğru ulaşmıştır. Bu süreç içinde ilk toplulukların oluşmasıyla eskiden her işini kendi kendine halleden aileler, belli beceriler üstünde uzmanlaşarak birbirlerine bu uzmanlıkları belli bir miktar karşılığında satmaya başladılar. Bu da zamanla eşyaların değişimi ile yapılan ticaretten para ile yapılan ticarete doğru bir gelişimi ortaya çıkardı…Sanırım sorumun cevabı 1000’ yıllık o dönemlerde… Herkes toplumun eşsiz ve biricik bir parçası. Yalnızlık teklik olgusuyla  oluşur. Fakat evrende teklik olgusu sadece evreni ve insanları yaratan Allah’a mahsustur.

İnsan ise; Psikolojik -sosyal bir varlık olarak yaşamaya ve gelişmeye ihtiyaç duyar… Dolasıyla her insan her işte başarılı olamayacağına göre, belirli alanlarda uzmanlaşmak ve bu farklı uzmanlıkların birbirini tamamlaması ile birlikte yaşamak insan topluluklarının refahını  mutluluğunu ve huzurunu  sağlayacaktır. Özetle savunduğum görüşün çalışmamızın sebebi daha mutlu, daha huzurlu, daha sağlıklı, daha güzel, daha doğru, yaşamamız için birbirimize yardımcı olmaktır. Bu yüzden beraberlik değil, birlik önemli bir detaydır. Bu birlik ve beraberliğin bozulması ise toplumu, aileyi ve insanı bozar. Tekrar eski zamanlara dönmek gerekirse. Anadolu’daki Ahilik Rönesans sonrası Avrupa’daki lonca teşkilatı bu birlik ve beraberliği korumaya, üretilen hizmetin en iyi şekilde ve kalitede sağlamasına yönelik bir çalışmaydı. Hatta ve hatta, tasavvufta meslek uzmanı olarak tabir edilen  kişiler anlatıldığı gibi işini hakkıyla yapan mesleğine icra ederken hayat okulunda her nefeste  gerçekliği kabul  ederdi. Demirini döven ve işleyen bir demircinin aynı zaman da her bir vuruşta nefsini de döverek terbiye etmesi gibi bir benzetme yerinde bir söz olacaktır. Anlattıklarım belki de Modern insanın halinden ne kadar farklı diye düşündürecektir. Bilen insan diye tabir edilen “Homo-Sapiens’in “yeni düzeni olan  artık birey bireyliğini unutturan İnsanları  insanlığa muhtaç hale getiren insanları zorlaşan hayat koşulları içinde daha çok gelire sahip olmak ve sağladıkları imkanları kaybetmemek için bir ekonomik bağımlılık modeli içinde yaşamaya mecbur kullan yamaç gölgesinde tutan hele bir de uzun dönemli borçlanma sistemlerinin gelişimiyle birlikte birçok sahip olduğumuz maddi imkanları  ve araç gereçler üzerinden  aslında bize sahip olmaya çalışıyorlar… Hatta bu yüzden icra üstüne icra gelip, icra avukatı ile sürekli sürtüşme yaşayarak yuvası dağılan aileleri çok duymuşuzdur.

İslam dünyasında Eflatun olarak bilinen, Antik klasik Yunan filozofu matematikçi ve Batı dünyasındaki ilk yüksek öğretim kurumu olan Atina Akademisi’nin kurucusu olarak bilinen. Eflatun’a sormuşlar “bize borç verir misin?” diye. Soranlara “kendi kendinize borç verin, ihtiyaçlarınızı kısın” demiş ve İnsanın uzun dönemli borçlanmanın getirdiği ekonomik bağımlılık ve sosyal medyada çevresinden gördüğü o süslü imkan araç gereçlere sahip olma tutkusundan gelen psikolojik bağımlılık  sebebiyle kendi kendine borç vermesini  mümkün kılmıştır. Hal böyle olunca eskilerin iş anlayışı kalmıyor. Hem işverende, hem de çalışanda sadece kendi çıkarını maksimum seviyede geriye veya ileriye dönük bir anlayış hakim olmaya başlıyor. Hatta işverenlerin bazıları çalışanını kendi kıskacına alınarak  özel hayatına bile karışarak hegamonyaları altına alıyor. Çalışan da buna cevap olarak  fırsat buldukça bu düzeni kendi imkanı kadar sabote etmeye çalışıyor. Yazımın başında çözüm binlerce yıl geriye gitmek diye düşündüm ama bence buda bir çözüm değil… Bugünün modern imkanlarını ve koşullarından yararlanacağız elbet ki  ancak her insanın kendisi olmasına izin verecek, her insanın biricik ve eşsizliğine saygı duyup farklı olmasına imkan tanımalıyız. Bu da  farklılıkların kabulü ve hoş görülmesi anlamına gelir ki tüm sanat, bilim, edebiyat ve felsefeye rağmen  henüz tam bu noktada  da değiliz ne yazık ki. Dünya olarak aşamadığımız sorunlardan belki de… Ama bu sorunların çözümüne  fazla zaman kalmadı. Yakın bir zaman sonra ben’den biz’e geçen insanlık, birlik ve beraberliğini sağlayacak. Sağlayamazsa Michio Kaku’nun bahsetiği  Tip 1 uygarlığına hiç bir zaman geçemeyeceğiz ve kendi modernite hayata  saplanıp kalacağız ne yazık ki… Şuan nereden nereye geldik bende anlayamadım. Artık son kelimeleri yazıyorum…

Herkes birbirine yardımcı olmak için çalışıyor hayatta. Birimiz olmasa diğerimiz var olamaz. Bu hayat karşılıklı bağımlılık üstüne kurulu Örneğin hastalıklarda ve tedavisi mümkün olmayan durumlarda gerek insan, gerek madde, gerekse evren için. Işık olmasa gölge olmayacağı gibi, sürtünme kuvveti olmasa maddeleri de tutamayız. Yer çekimi olmasa Dünya’da yaşayamayız. Çiftçi olmasa ürün yetiştiremeyiz, fabrikadaki çalışanlar olmasa ürünler  belli  kitlelere ulaştırılamaz, esnaf olmasa malların ticari dönüşümü sağlamaz. Bu döngü gider de gider.

Ama önemli olan bu evrende her şeyin birbirine bağlı ve muhtaç olması gibi, toplumu oluşturan insanların da birbirlerine bağlı ve muhtaç olmasıdır. O yüzden her toplum zayıf halkası kadar güçlüdür. İnsan içinde yaşadığı toplum kadar sağlıklı ve mutlu olabilir. İnsanı geliştiren, toplumu, dünyayı ve hatta evreni de geliştirir  Bu yüzden  insan hayat için değil, hayat insan için vardır Amaç daha mutlu, daha huzurlu, daha sağlıklı ve daha güzel bir yaşamı yakalamak için birbirimize yardımcı olmak kendimize hayatımıza uygun belirtiler bırakmak gerekecektir.   Amaç; canın cana mecburen tabidir. Amaç insanların  birbirimize hizmettir. O zaman birbirimizi olduğu kabul etmekten farklılıklarımızı tehdit değil zenginlik olarak görmekten ve birbirimize sevgi, saygı göstermekten ve şefkatle yardım ederek hayatı kolaylaştırmaktan başka yapacak bir şeyimiz kalmıyor gibi tepeden tırnağa yıkama ve kendini yenilemek…