Herşey Değişti

Ne garip değil mi? Daha dün ne güzel günler yaşardık. Şimdi ise her şey bambaşka. Dün ile bugünün arasında dünyalar kadar fark var.
Annelerimiz kızlık zamanlarını anlatırdı. Komşuluğun, akrabalığın, sevginin, saygının en güzel dönemlerini. Annesinin koltukta oturup el işi yaptığını, evinde çocuklarını beklediğini ve onlarla en güzel şekilde ilgilendiğini… Çok zorluk çekmişler ama çok güzel nesil yetiştirmişler.

Eskiden evlerde çok sıcakmış, sobası varmış ama insanı asıl ısıtan çat kapı gelen misafirlerdir bence. Öylede oluyormuş kimse yarın sana geleceğim demeden kapıyı tıkırdayıp içeri girer sohbet muhabbet eder, dertleşirmiş. Büyüklerimiz bu duyguları çok güzel yaşamışlar. İstanbul’a ilk göç ettiklerinde ev kurma çabasında bulunmuşlar ve eşyaların kusursuz ve yeni olmasına değil evin içindeki huzura önem vermişler. Anadolu’yu da taşımışlar buraya. Anadolu’nun sıcaklığını, kültürünü, yaşayışını alıp getirmişler. Evlerin duvarlarını tablolar değil halılar süslermiş. Çiçekli perdeler, birbirinden farklı ve birbirine uymayan paspaslar. Koltuk yerine divan denilen bir çeşit yatak kullanılırmış. Acılı günü neşeli günü hep beraber yaşamışlar. Paylaşımı biliyorlar. Önceden soba yakmak için kömüş gelirmiş ve kamyon sokağın başına boşaltıp gidermiş. Komşular el ele verip imece usulü ile birbirine yardım edip taşırlarmış. Yağ kuyrukları, tüp kuyrukları ve sayamadığım daha neler varmış. Zormuş ama güzelmiş. Köyden akrabalar gelirmiş bir gün değil aylarca kalırmış ve ev sahipleri bu durumdan rahatsızlık duymazlarmış. Onunda burada bir işi olsun, ailesini getirsin ve en güzel şekilde yaşasınlar isterlermiş. Şimdi öyle mi herkes birbirinin kusurunu bulup ara bozmaya çalışıyor. Dost gibi görünüp kuyusunu kazıyor. Bu kadar kötü olmayı nasıl başarabiliyoruz? Neyi paylaşamıyoruz? Anlamış değilim. Her şey değişti. İnsanlar, çocuklar, doğa bile…

Anadolu kültürü çok az da olsa yaşatılıyor da evlerde o sıcaklık kalmadı. Önceden ev gerçekten çok farklıyken şimdi şıklık olsun diye stüdyo gibi görünüme kavuştu. Kalmaya gelen misafirin sayısı çok az. Kapıyı postacıdan ve kargodan başka kimse çalmaz hale geldi.
Yine biz 90’lı yılların çocukları şanslıyız. Sokakta oynamanın, toza toprağa karışmanın keyfini yaşardık. Aynı sokakta hatta aynı mahalledeki bütün çocuklar birlikte okula giderdi. Herkes birbirinin ziline basar ve resmen sınıfça okula giderdik. İçimizden biri okula gelmediğinde ve o kişi en yakın arkadaşımız ise yalnızlık hissine kapılıp okula isteksiz bir şekilde giderdik. Öğretmenimizi anne-baba yerine koyardık. Yolda tesadüfen öğretmenimizi gördüğümüzde anne babamızın arkasına saklanır, utanıp, kızarırdık. Arkadaşlarımızla evlerimizden yiyecek bir şeyler getirir piknik yapardık. Birbirimize kızdığımız tek şey oyundaki mızıkçılıktı. Çünkü saftık, temizdik. İyiyi bilirdik kötü nedir bilmezdik. Niyetler temizdi, güvendeydik. Yeri geldiğinde arkadaşımızın annesi okula bırakırdı ve sağ salim gider gelirdik. Mümkün mü şimdi? Maalesef ki kimseye güvenemez hale geldik.

Peki bu ailelerde büyüyen çocukların yetiştirdiği yeni nesil neden değişti? Herkes bir yola baş koymuş, geçim derdi bürümüş insanları. Birlik beraberlik, akraba ilişkileri neredeyse kalmamış durumda. Oysa ki bu resmen bize bir ceza. Gelişen teknoloji bizleri esiri yapmış. Bir evin içinde tüm bireylerin elinde akıllı telefon ve onunla ilgileniyorlar. Her şey amacından çıkmış durumda. Muhabbet için elektriğin kesilmesi ya da şarjları bitmesi gerekiyor.
Bu eksiklikleri görüyor ve her an yaşıyoruz. Çıkaracağımız en büyük ders biz dünyaya getireceğimiz nesli de bu şekilde yaşatmayalım.