Yamaç Koçavalı

Ayrık otundan bahsedecek olursak ; yabani bir ottur. Bakımı yapılan özenli bahçelerde yeri yoktur. Genelde sökülüp atılır kökü de derinde değildir. Diğerlerinden farklı ve onlara benzemeyen ot.

Tabi birde insanın kendisini ayrık otu gibi hissetmesi var..

Daha 18 yaşında “Ne ölüme ne direme” diyerek yuva bildiği yerden, ailesinden kaçıp giden çocuğun kendini ayrık otu ilan etmesi. Evet çocuk diyorum çünkü daha 18 yaşında. Her ne kadar 18 yaşında yetişkin sayılsak da tam 18 yaşında yetişkin olamaz biri. Sadece yetişkinliğe bir adımdır 18 yaşı. Artık büyüdüm dersin ama dünden bugüne değişen bir şey yoktur.

Yamaç Koçovalı da hikayenin başladığı yerde hayatında yaşayıp yaşayabileceği en büyük acılardan ilkini yaşayacaktı. Hayatında ilk olgun kararını verecekti artık o ergen kimliğinden sıyrılıp büyüyecekti. En önemli şeyde onu olgunlaştıracak şeyin hayatının ilk cinayetini işlemiş olmasıydı. Ama herkes gibi onunda olgunlaşması gerekiyordu. Hayatının sonuna kadar babasına kızıp, kilere saklanıp son ses müzik dinleyen çocuk olarak kalamazdı.

İlk cinayetini işlemiş oldu Yamaç Koçovalı, hem de bir kalemle! Aslında işlediği tam da bir cinayet sayılmazdı. Ama o bunu kabullenmek istemedi. Ailesini korumak için yapmıştı fakat bu olay ona buraya ait olmadığını hissettirdi. “Ne ölüme ne dirime!” dedi ve sırtındaki çantasıyla attı kendini başka dünyalara 18 yaşında. O artık bir Koçovalı değildi. Koçovalı onun sadece soyadıydı ama kişiliği asla olmayacaktı. Yine de ne kadar inkar etse de damarlarında Koçovalı kanı akıyordu ve bir gün onu tekrar ait olduğu yere her ne kadar dönmek istemese de dönmek zorunda bırakacaktı. Nitekim bu durum öyle de oldu.

Serseri mayın gibi ortalıklarda dolaşırken ansızın bir kıza aşık oldu. Zaten aşk da böyledir. Nasipte varsa o gelir ve seni bulur. Hayatında her şey  tamamlanmıştı. Aşıktı, mutluydu ve özgürdü. Ta ki Koçovalı kanı kendisini çekene kadar. Kanının çekilmesi abisinin ölümüyle başladı. Ardından babasının kendisini Çukur’a çekmesiyle ve en önemlisi tıpkı yıllar önce olduğu gibi ailesini ve sevdiklerini koruma içgüdüsüyle…

Çukur’a dönmesine döndü ama bu kez kendi kurallarıyla vardı. Babasına boyun eğen çocuk değildi. Aklında her şeyi yoluna koyup yine yıllar önce olduğu gibi ayrık otu olduğunu ve buraya ait olmadığını kanıtlamak vardı. Evet, o bir ayrık otuydu. Koçovalıların içinde çıkan bir ayrık otu.