Eminönü’nde Gezinti

Ne zaman alışverişe çıkmak istesem  kendimi bulduğum yegane yerdir. Uluslararası boyutta tanınmış yurt dışından gelen turist kafilelerinin hatta istanbul tours programlarına bir çok firmanın dahil ettiği yerler arasında ilk sıradadır.

Özellikleri tarihi dokusu ve her daim gülümseyen esnafı ile yıllardır alışverişlerimin neredeyse tamamını gerçekleştirdiğim Eminönü kapalı çarşı organik pazar kuyumcular çarşısı derken saatlerce içinde kayboluyorum. Karnınız acıktığında alışverişinize ara verip her köşe başında bulabileceğiniz balık ekmek ve turşu işte sadece bu muhteşem ikili için bile gidilebilir bence.

Deniz kıyısında ki teknelerin önüne dizili iskembeler de maviliği izleyip köprünün üzerinden geçen vızır vızır araç ve insanların karınca misali görüntüsüne tanık olabilirsiniz. Günümüz metropol yaşantısına uymak zaten hali hazırda vücudumuzda bulunan negatif enerji kat sayısını arttırmakta bu nedenle kalabalığın içine karışıp kendimi bam başka dünyalara ait hissetmem bu yüzden bir nebzede olsa alışıla gelmiş yaşam tarzının dışına çıkmak.

Nefes almaya bile alan bırakılmayan kentlerde her insanın kendine zaman ayıracağı yerler olmalı gittiğinde mutlu olduğu kendine bir şeyler kattığı sıcacık gülümsemeler ile karşılaştığı el sıkışıp anlaşabildiği içten samimi yüzler görebilmeli insan. Tarihin içinde kaybolmalı hem gezi hem ticaret yapmalı gittiği yerden mutlaka bir şeyler yanına kar kalmalı diye düşünmüşümdür hep.

Nedensizce yaşayan televizyon ve online yaşam bağımlısı bireylerin kendisine en büyük zararı verdikleri kanaatindeyim. Bir düşünün oturduğunuz yerden tüm ihtiyaçlarınızı tek tık ile halletmek ne kadar zevk veriyor ya peki bir sonu var mı? Karşınızda herhangi bir muhatap olmadan alacağınız eşyalara dokunmadan hissetmeden karşılaştırma yapmadan pazarlık keyfinin dahi tadına varamadan alışveriş yapmak şahsen bana hiç cazip gelmiyor.

Annemin elini tutup pazara gittiğim tezgah tezgah dolaştığım mis kokulu tazecik sebzeleri içimize çekip öyle aldığımız zamanları özlerim hep şimdi pazar tezgahları bile devasal inşaa edilmiş marketlerin içerisine tıkıştırılmış halde yeni nesil bunların keyfine varamadan günümüz yaşantısına entegre olmuş halde. Ulaşım kolaylaştı ancak insanları evlerinden ve kapalı alanlardan çıkarıp sosyalleşmeye itmek çok daha fazla zor bir hal aldı.

Ben yetiştirdiğim evlatlarıma da yaşadıkları kültürün güzelliğini geçmişi ve geleceği anlatıp gerçekleri ve doğruyu tüm çıplaklığı ile anlatmaya söz verdim tıpkı annemin bana yaptığı gibi gelenekselci yönüm ona ait benim diğer yarım her ayın belli bir zamanında iki kardeş el ele tutuşup annemizin yanında Eyüp Sultana inerdik yıllar sonra hatırladıkça hala gözlerim dolar bugün cuma olurdu Mehter Takımı tüm heybeti ile camii önünde yerini alır marşlarını söylemeye başlarlardı. Annem büyük bir heyecan ile teker teker kardeşim ve beni omuzlarına alır gösteriyi seyrettirir onun hissettiği heyecan bizim iliklerimize işlerdi.

Aynı sevgi aynı ilgi ve aynı heyecan ile evladımı yetiştireceğime söz verdim kendi kendime. Zaman kötü insanlık zor ve güvensiz sıcacık gülümsemeler tarihe karışmak üzere bir yerlerde kalan umut kırıntılarını yok etmek üzere olan kötü insanlar var. Kimse kimsenin kapısını çalmaz burnu düşse yerden almayacak insanlar tanıma ne kadar acı bundandır en hafif gülümsemeye tav oluşlarım o insanı sarmalayıp bırakmayışlarım ve bundandır tarihime sahip çıkışlarım…

İnsan sevmeli sevmeli ki yüreğine kötü tohumlar ekmemeli sevgi biriktirmeli yeşermeli nesilden nesile aktarılmalı saygı sevgi hoş görü ve iyi niyet tükenmemeli. Güvenmeli insan sırtını yaslayabilmeli karışabilmeli kalabalığa korkusuzca yarınlara bakabilmeli umutla elini uzatabilmeli sımsıkı yakalayabilmeli karşısındaki o eli bir daha bırakmamak üzere tutmalı işte..