Buruk Yıllar

Uluslararası bir firma olan, Dpf Cleaning Machine ‘de çalıştığımdan dolayı uzun yıllardır memleketimden uzaktım. Uzun zaman sonra anne ve babamın ölümünün ardından gelecektim çocukluğumun geçtiği o sokaklara…

Havaalanın da uçaktan inip heyecanla ve birazda kırık bir duygu ile koşuşturdum taksiye uzun zaman sonra anmıştım adını “Bakırköy‘e lütfen” bir yandan ileri adım atarken bir yandan da geri adım atıyordu ayaklarım ailemden sonra o eve tek girmek canımı yakacaktı. Ama sanırım ait olduğum bu yerde ailem yaşamımı devam ettirmemi istiyor. Ben bu düşüncelere dalarken gelmişiz meğer. Taksiye parasını verip bavullarımı da alarak indim. Evet işte o sokak, oyun oynadığım o kaldırımlar, babamdan para alıp koştur koştur gittiğim o bakkal…

Çocukluğum gözlerimin önünden şerit gibi geçmişti. Tabi ki farkları da var eskisi gibi geniş ve boş değildi sokağımız, sıra sıra dizilmiş beton yığınları her yer araba deli gibi öten korna sesleri. Hollanda dan dolayı alışkındım bu gürültüye ama çocukluğumu düşündüğümde bu sokağı böyle görmek garip geliyor şimdilerde. Merdivenlere doğru yavaş adımlarla ilerliyordum. İçimde belki de hiç olmadığı kadar kararsızlık vardı. Anahtarımı çıkartıp kapıyı açtım. Evet artık evimdeydim. Salona doğru ilerlemeye başladım. Parkelerin gıcırtısı kulaklarımı tırmalıyordu. O an salonumuzda babamla ebeleme oynadığımızı hatırladım. Annemin mutfaktan “dikkat edin düşeceksiniz”  diye seslenmesi. Sanki o anları tekrar tekrar yaşıyordum. Kullanılmamaktan eskiyen eşyalarımız, örümcek ağları, duvarlarda görünen inşaat demirleri, kırık dökük camlar…

Anıları tüm anıyla yaşadıktan sonra bir yerden başlamam gerekiyordu. Evi oturulacak bir hale getirene kadar şimdilik bir otel de kalmam daha iyi olacaktı. Bakırköy sahiline doğru yürümeye başladım. Bir yandan otel bakıyor bir yandan da değişen İstanbul’u hayretlikle seyrediyordum. Sahil boyu yürüyerek İstanbul’un o eşsiz havasına kapıldım. Ailemi kaybettikten sonra yeni yeni kendimi toparlıyordum her ne kadar uzun yıllarda bıraksam geri de tek başına kalıp hayat sürdürmek toparlamama izin vermiyordu. Sahil kenarında bir otel bulup girdim erkenden yatıp erkenden kalkmam gerekiyordu.

Sabah gözlerimi açtığım da baya yorulduğumu hissetmiştim. Yataktan çıkmam zor olsa da kalkmam gerekiyordu. Yorucu bir gün daha beni bekliyordu. Hemen elimi yüzümü yıkayıp güzel bir kahve yapıp kendime gelmeye çalıştım sahile karşı kahve mi yudumlarken bir de bugünün planlamasını yaptım. Sanırım ilk olarak nakliyatçı’ya ihtiyacım vardı. İnternet’ten ufak bir araştırma yaptıktan sonra evden eve nakliyat firması bulup aradım. Ardından hazırlanıp evimin yolunu tuttum. Eve vardığım da nakliyatçılar da gelmişti hemen eşyaları vererek bir mobilyacıya gönderdim. Annemin vazgeçmediği bu mobilyalardan bende vazgeçemezdim. Mobilyaları da gönderdikten sonra ufak bir tesisat işleri ve camları değiştirmek vardı. Onları da hallettikten sonra saat akşam üstünü bulmuştu. Bakırköy’ün eşsiz cafelerinden birine giderek yorgunluğumu atmak için bir Türk kahvesi içtim. Bundan sonra ki iş olarak yarına parke değişimi ve alışverişim kalıyordu. Ailemden bana kalan bu evi bu şekilde dizayn etmek ayrı bir mutluluktu benim için. Yorgunlukla otelin yoluna koyuldum. Sanırım bir kaç gün bu şekilde ilerleyecekti günlerim.

Dün gece çok yorgundum ama bugüne ayrı bir mutlulukla uyanmıştım ailemin mirası olan evimin son dokunuşlarını yapacaktım. İlk önce Laminat parke seçmek için çıktım. Bu seçimlerimde hep annem olsa ne seçerdi gibi düşünerek seçim yapacaktım. Biliyorum çünkü ailem beden olarak yanımda olmasa da benimle o evde olacaktı. Her şey ailem için.

Parkeleri alınıp döşenirken bende o süreç de alışverişimi yaptım. Artık evim hazır diyebilirim tabi ki yarın gelecek olan mobilyalarla tamimiyle hazır olmuş olacak. Artık  çocukluğumun geçtiği o evde ömrümü bitiricektim…