Paris’te Aşk Başkadır

Bazen öyle tesadüfler olur ki bütün hayatınız bir anda değişir. İşte böyle güzel bir tesadüften bahsetmek istiyorum sizlere. Babam uluslararası evden eve nakliyat işi yapmaktaydı. İşinden dolayı Dünya’nın pek çok ülkesini gezmişti. Babam her gittiği yerden döndüğünde orayla ilgili pek çok hikaye anlatır ve bir sürü resim getirirdi. Ben de o hikayelerle ve resimlerle büyüdüm. Ve tek isteğim büyüdüğümde bu yerleri gezmekti. Sürekli babama aynı şeyi tekrarlar ve gittiğin yerlerin resmini ben çekeceğim derdim. Ama en çok ta aşk şehri Paris’i görmek istiyordum. Oranın beni çeken bir yanı vardı. İstemsizce bunu hissediyordum. Beni orada bekleyen bir şey vardı büyüdükçe bunu daha da fazla hissediyordum. Babam her Paris’e gittiğinde beni de götür diye yalvarırdım. Ama mutlaka bir işim çıkardı gidemezdim. 24 yaşıma geldiğimde artık çok kararlıydım. Ne olursa olsun artık gidecektim. Ve babamdan o güzel haberi o gün aldım . Paris’e gidiyoruz! Nasıl mutlu oldum anlatamam. Fotoğraf makinemi ve bavulumu çarçabuk hazırlayıp, ertesi sabah yola çıktık. Fotoğraf çekmeyi babamın bana getirdiği resimler sayesinde heveslenmiş ve bu sayede fotoğraf çekmeye başlamıştım.

Paris’e geldiğimde içimde tarifi olmayan bir huzur vardı, Her gün şehrin farklı bir yerini geziyor, sürekli resim çekiyordum. Paris’te Eyfel kulesine çıktığımda oradan şehri görmek muhteşemdi. Orası çok yüksek olduğundan birden başım döndü ve düşer gibi oldum. O onda yanımda olan bir rehber bana yardımcı olmaya çalıştı. “İyimisini?” dedi. O an gözlerimiz gözlerimizle buluştu. Şimdiye kadar hiç olmayan bir şey oldu. İçimde tarif edemediğim birşeyler olmuştu. A Türksünüz dedim bir an. Ve yurttaşlığın da verdiği durumdan dolayı bana yardımcı olmaya çalışıyordu. İşim bitmek üzere isterseniz şu cafede biraz oturun biraz kendinize gelirsiniz dedi. 15 dakika sonra yanıma gelmişti, Uzun boylu, ela gözlü ve çok hoş biriydi. Karşıma oturdu, Ben Emre dedi. Kendi gibi ismi de hoştu. Bayağı sohbet ettik . Kendisi istanbul tours rehberiymiş. Buraya iş nedeniyle gelmiş. Aramızda tarifi mümkün olmayan bir elektrik oluşmuştu. Bir hafta boyunca beraber Paris’in en güzel yerlerini gezdik ve sürekli resim çekildik. Ve geçirdiğimiz o bir hafta içinde birbirimizden çok etkilendiğimizi fark ettik. Türkiye’ye dönünce de görüşmeye devam ettik.

Ben iç mimardım ve sürekli ev dizayn ediyordum. Emre ile tanıştıktan sonra ise hep ikimize ait bir ev kurar olmuştum. Genelde müşterilerim inegöl mobilyası konseptlerini çok beğendikleri için onlara göre dekore ediyordum. Bunun en güzel avantajı bu sektörün çok geniş olmasından dolayı  istediğim her modeli bulmak çok kolay oluyordu. Emre ile yaklaşık altı ay çıktıktan sonra bana çok güze bir evlenme teklif etti. İnsanın aşık olduğu adamla evlenmesi ne kadar mutlu ederse belki ben daha da mutlu olmuştum. Kalbim yerine sığmıyordu.

Beylerbeyi’nde Emre’nin dedesinden kalma bir ev vardı. Eski bir evdi ama benim için tam anlamıyla dekore edilecek bir evdi. Evin ilk önce zemin kaplamalarından başladım. Modern laminat parke ile şık bir görüntü kazandırdım. Duvar rengi olarak soft renkleri tercih ettim. Vintage tarzı mobilya, koltuk takımları ve duvar dekoru olarak kanvas tablo olarak yaptırdığım Emre ile çekilmiş bir resmimizi duvara astım. Evin eski halinden hiç eser kalmamıştı. Ama bahçe muhteşemdi ve oraya hiç dokunmadım. O güzelim güller arasında ki veranda nuhteşem gözüküyordu.

Ev tamamıyla hazırdı. Artık ikimizin birbirimize iyi günde kötü günde yanındayım sözünü vermeye gelmişti.