Hayatınızın Patronu Kim?

Hayatımızın çoğu alanında birileriyle çatışma mücadele içindeyiz Bu bazen patronumuz bazen eşimiz Çoğu zaman tartıştığımız konu da ben haklıyım sen haklısın şeklinde ki konulardır. Ne yazık ki bazen haksız olduğumuz halde haklı olduğumuzu savunmaya başlarız… Tanıdığımız bir kişi evimizi ziyarete gelse mutluluklar karşılarız tanımadığımız bir kişi eve girse de “bu kim ya” diyerek hukuksal anlamda haklarımızı savunuruz Polisi çağırmak gibi…Mesela; sen haklısın yada ben haklıyım gibi Farklı tarz tepkilerin ortaya çıkmasının temel sebebi aslında “Korku” dur. Peki, korku kaynaklı duyguların kontrol edilmesi nedir? Bunla baş etmek mümkün müdür?

Eminim; “Mümkün değil, çok zor” kişiler mutlaka olacaktır. Haklısınız, korkular, bizi esir eden kontrol eden yük mekanizmalardır.. Bence hayata kimin patron olduğunu bilmek ona göre hareket etmek önemlidir.
Hayatın içinde her zaman düşüncelere ve gereksiz konulara takılmak gerekmiyor, bazen de gelip geçmelerine izin vermek, onları sadece izlemek gerekiyor. Düşünceler sadece bir araç Örneğin; Halıları süpürmemize yardımcı olan elektrik süpürgesi nasıl çalıştırılamıyorsa onun için gerekli olan Elektriğin olmadığını farz edersek insan içinde düşüncelerin var olmaması birey olmaması anlamına gelir. Hayatın patronu olmak isteyenler için öğrenilmesi gerekenler şunlardır; Aslında

Aslında Mutluluğun kısa, acının uzun sürdüğüne inanmak yerine acının var olduğu ile mutluluğun geçici olduğu kabul etmek ve hayatımıza adapte etmeyi sağlayacak olan sabırdır. Bence; Başkalarına karşı sabır göstermekten çok kendimize karşı sabır göstermeye ihtiyacınız olmalı Genellikle hatalarımızı görmekten kaçınmaktayız… Örneğin; Korktuğunuz halde Tatilde Yamaç Paraşütü yaptığınız için Sonradan kendinize kızmanız çok yanlış. Neden mi? Çünkü bunu yapmayı seçen sizsiniz.

Yaşamın içinde Etrafınızda hayvanların davranışlarını sergileyen insanlara rastlamaktayız. Çünkü; Hayvansal davranışlar gösteren insanların davranışlarına püskürtmek benzetmek adına onlarınkine benzer tepkiler göstermekteyiz. Ya da bu tür insanlara tepki göstermeyenlerle dalga geçerek yapılanların doğru olduğu mesajı vermektedir. Durum böyle olunca sonuçlarda asla değişmiyor, hatta daha da kalıcı hale gelmeye başlıyor. Unutmayın, kendiniz yerine başkalarıyla ilgilendiğinizde çok güzel bir şey olur; acınızla ilgilenmemiş bir nevi kısa sürede olsa unutmuş olmanızı sağlar.

Başka bir durumda ise şefkatli olmak yerine sürekli birilerin bize bir şey yapmasından korkuyoruz. Ağzımızdan çıkan sözlerin kaynağı düşünceler. Bu yüzden de düşünceler çok güçlüler. Düşüncenin gerisindeki motivasyon pozitif olduğunda hayatımız kurtulacak.
Buda Bir nevi kendini sevme konusu oluşmasını sağlayacaktır. Kendini sevmek, belki de sahip olduklarımızla şükretmekle ilgilidir…

Şükrettiğimiz süre zarfında daha anlamlı şeyler yapmaya başlayacaksınız. Ve bu şekilde yapabileceklerinizin potansiyelimizi artıp bir şeyi anlar konuma geleceksiniz. Bu konuda zamanlara ait bir hikaye var. Örneğin; Küçük fil yavruları doğduklarından itibaren bir yere bağlanırlar. Büyüdüklerinde bağlandıkları sopa ince de olsa da o sopadan uzaklaşamayacaklarına inanırlar. Kendilerini limitledikleri için potansiyellerini kullanamaz hale gelmeye başlarlar…
Hayatta Pozitif enerjilerin yanı sıra Negatif enerjilerin var ettiği başka bir şey daha vardır. Acı çektiğimiz sürece var olduğumuza inanmak kolaylaşıyor. Bunun tam tersi şefkat de aynı görevi görmektedir. Fakat Bu da yukarıdaki dört önemli konu olan pozitif motivasyon, enerji kendini sevmek, sabır, şükretmek gibi konular üzerine odaklanmakla ilgilidir.