Canım Dedem

Daha 5 yaşındayken babamın işi nedeni ile yurt dışına taşınmıştık. Çok uzun yıllar Türkiye’den uzak yaşamak zorunda kaldık.  İyi bir eğitim hayatım olması için ailem buraya yerleşme kararı aldı. Fakat yurt özlemi o kadar büyüktü ki ne kadar süre geçerse geçsin ailemin yurt özlemi geçmiyor, hatta daha da artıyordu. Annemle babamın yurt özlemini sürekli dinlerdim. Öyle güzel anlatırlardı ki… Hafızamda kalan dedemle geçen küçük anılarla ben de yetinirdim.  Bazen yaz dönemlerinde Türkiye’ye giderdik. Dedem benim geleceğimi öğrenir öğrenmez bir sürü plan yapardı. Canım dedem uzun boylu, bembeyaz saçları ve sakalları olan, şekerden tatlı bir dede. Onunla geçirdiğim zamanlar paha biçilmezdi. Ataşehir rent a car firmasından araç kiralayıp, hemen gezmeye başlardık. Onun sayesinde İstanbul’da gezmediğim neredeyse hiç bir yer kalmadı. istanbul turu yapardık her seferinde. Galata Kulesi, Kız Kulesi’ne birden fazla gitmişimdir. Dedem tarihini çok iyi bilen bir bilge dedeydi. Onunla gezerken hiç sıkılmaz ve nerede tarihi bir yer ya da müze varsa beni götürürdü.

Dolmabahçe Sarayına gittiğimizde dedemin çok duygulandığını ve o anları anlatırken gözyaşlarını tutamadığını gördüm. Dedem, okula gidemediği halde kendini geliştirmeyi bilen ve okuma yazmayı da kendi çabasıyla öğrenen ve benim hayat idolüm olan birisiydi. Dedemi ne zaman görsem ya gazete okur ya da kitap okurdu. Bize de sürekli okumamızı söylerdi. Küçükken dedeme ansiklopedi dermişim. Ne komik değil mi? Ama dedeme ne sorarsanız sorun her konuda bilgiye sahipti. Hem de boş konuşmazdı. Gerçekten o konu hakkında bilgisi varsa konuşurdu. Dedemle aramızda ayrı bir torun dede ilişkisi vardı. Çünkü dedemin benden başka üç torunu daha vardı. Ama bizim aramızdaki ilişki bambaşkaydı. Ya da onlar sürekli onu gördüğünden böyleydi. Çünkü ben dedemi iki sene arayla anca görebiliyordum. Belki de özlem çok büyük olduğu için ona karşı sevgim çok büyüktü.

Yaz tatili zamanı geldiğimizde o iki ay nasıl geçiyor anlamazdım. O kadar dolu dolu geçerdi ki sıkılmaya vakit olmazdı. Zaten dedem de buna müsade etmezdi. Dedem sayesinde karanlık korkumu da yenmiştim. Bana çok şey öğretti. Ona her açıdan minnettarım. Bazen aileme değilde dedeme açardım sorunlarımı. Çünkü o beni hiç yargılamaz ve dinlerdi. Onun söyledikleri hep çıkardı. O kadar hayatı iyi öğrenmiş ki benim hayat bakışımı değiştirir ve doğru kararları almama yardımcı olurdu. Ama yanlış bir karar versem de bunun için kızmaz ve bu senin bir tecrüben derdi. O sene doğum günü hediyesi olarak bana ikimizin bir resminin olduğu bir kanvas tablo verdi. Tablo her zaman baş ucumda. Sanki dedem her an yanımdaymış ve oradan bana gülümsüyor  gibi. O kadar canlı ki renkler.

İki sene sonra dedemin çok rahatsızlandığını öğrendik. Nasıl yanına gittiğimi bilmiyorum. Dedemi son görüşümdü bu. Ve o an karar verdim benim huzur bulduğum yer burasıydı. Hiç zaman kaybetmeden uluslararası nakliyat hizmeti veren kocaeli evden eve nakliyat firması ayarlayıp, eşyalarımı Türkiye’ye getirttim. Dedemden bana kalan Beykoz’da güzel bir ev vardı. Dedemle burada bir sürü anımız vardı. Sanki her yerde onun kokusu vardı. Hiç bir eşyayı değiştirmek istemiyordum. Dedemin yatak odasına girdiğimde küçükken onunla beraber aldığımız inegöl koltuk hala başucunda duruyordu. Bazı şeyler ne kadar eski olursa olsun size bir sürü anı hatırlatır. O odaya hiç dokunmadım. Çünkü orası dedem kokuyor.

Belki de evin tek değişen yeri zeminleridir. Onu da mecburiyetten değiştirdim. Çünkü çok eskimiş ve artık üstünde gezerken çok gıcırdıyordu. Zeminleri ahşap parke ile kaplattım. Evin konseptine uygun olsun istedim. Onun dışında hiç bir yerine dokunmadım. Bu ev dedem kokuyor çünkü…