Adil bir hayat Mı?

Kimileri için sanıldığı kadar basit değildir hayat kimisi kırık bir çekyatta oturmaya mahkum edilmiştir kimisi en pahalı eşyalarda kimisi en lüks mobilya ve ev dekorasyonu online  satış mağazaları üzerinden alışveriş yapar ne de olsa en lüksü orada kimiside bit pazarından payına düşeni alır hayat işte….

Hayat herkese eşit davranmaz kimisine güler kimisini ise de ağlatır. Burada suçlu olan taraf kim neden bilinmez neden bazı insanlar çok fazla şans sahibi iken bazıları ise hayatının en bahtsız dönemi içerisinde olduğunu düşünür. Bir ceza işlediğinizde bile paranız iyi ise iyi bir ceza avukatı tutarsınız. Ama bazen haklı olduğunuz halde sizi savunacak iyi bir avukat olmadığında suçunuz olmadığı halde bile ceza alırsınız. Adaletsizlik değil de nedir bu…

Genç yaşlı demeden yaşam gayesi için bir çok fırsat teper ancak içerisinde olduğu yarışı belkide bir kenara bırakıp devam etse bu sorunları yaşamayacak kurulumu yıllarca sürecek bir inşaata benzettiğim temelden sarsılmış hayatlar bir süre sonra en az darbe ile yerle bir oluyorlar peki neden ?

Kim bu İnsanları gaza getiriyor ve bu yarışın üzerine doğru sürüklüyor nasıl bir yaşam döngüsü bu peki bilen varmı ?

Bu güzel burada yaşamalıyım bu güzel bunu yemeliyim buna sahip olmalıyım buda benim olmalı derken diğer insanlar ile içerisinde bulunduğumuz yarış konumuma zarar vermeyeyim  diye karakterinizden verdiğiniz ödünler daha onlarcası sayılabilir öyle değil mi?

Ben size kısa kısa özetliyeyim günümüz İstanbul’u Metropol yaşam kenti mağlum herkesler de en iyi olma çabası en iyi çalışan en iyi mertebe en iyi ev en lüks araç ve en cool mekanlarda selfie çılgınlığı…. Tüketim günden güne amaçsız bir şekilde artmasına rağmen hala daha çocuk ve gençler arasında çarpışmalar asosyal yaşamlar ve en kötüsüde mutlu olamama her şeye sahip olma ve buna rağmen mutlu olamama algısı ile yetiştirilmiş çocuklar ile dolu etrafımız neden dediğinizi duyar gibiyim !!!

Çünkü çocuklarımızı da bu yarışın içerisine sokuyoruz her istedikleri saniyeler içerisinde oluyor canlarının sıkılmasına asla müsaade etmiyoruz hemen onlara bir alan yaratıp dikkat çekmeye çalışıyoruz !! Oysaki sıkılmadan zorlanmadan kendi hayal gücüne bağlı oyun alanlarını inşaa etmelerine izin versek organik çocuklar için adımlar atmış olacağız… Tıpkı 90 lar daki unutulmaz nesil gibi evin koltuk kırlentleri örtülerden ev yapılır perdelere dolanır gelinlikçilik oynardık evcilik saklambaç anne babalarımızı taklit eder saklambaç oynayarak akşamı akşam ederdik..

Annelerimiz baban geldi eve diye bağırana kadar ne özenirdim o sese benim hiç annem öyle bağırmazdı çünkü akşam eve gelebilecek babam yoktu.. Annem bağırmazdı bize zaten kardeşimle biz oyun oynadığımız sürede başımıza bir iş gelmesin diye başımızda bekler oyunlarımıza dahil olur tüm mahalle çocukları tarafından sevilirdi… Hatta bir keresinde arkadaşım anneme dönüp keşke benim annemde senin gibi olsa demişti !! Çok şaşırmıştım ben onun gibi babam eve gelse diye iç çekerken oda benim annem gibi anne istiyordu hayat işte ne ilginç öyle değil mi?

Ama haklıydı benim annem bir taneydi belki zaman yaş yaşananlar onu bu hale getirse de o zamanlar gözümün içerisine bakan kadın benim baş tacımdı.. Bilmezdi öyle süslü kadınlar gibi gezmeyi hiç makyaj yapmazdı doğal bir güzelliği vardı ne yapıyorsun cildine diye sorarlardı hep annemin en güzel cilt maskesi tebessümüydü bence doğallığı opaklığı herşeyi ile başkaydı.

Okullar açıldığında ilk önce bizim eşyalarımız alınırdı okul araç gereçleri en iyi en güzeli annem hiç bir şeyden geri bırakmazdı okula başladığımızda birimizin bir şeyi eksik ise onun üstü kapatılır gizliden tamamlanırdı şimdi ki gibi bir ifşa kelimesi türememişti  İFŞA ne kadar alçakça Durumu olmayanlar gizliden tespit edilir yardım alırdı annem hiç kabul etmezdi ona göre bizden hep daha kötüsü vardı…

Eskiden insanlık vardı şimdi yok eskiden güven vardı şimdi yok eskiden iyi yürekli güzel insanlar vardı şimdilerde ise iyi yürekli kalbinden kötülük geçirmeyecek sapkın riyasız egosuz insan bulmak samanlıkta iğne aramak kadar zor ve bu sonuç bir o kadar acı…